ölüm
Posted by admin | Filed under Uncategorized
fakat hergün dün kadar yalnız.
yalnızlıktan kastım tek başıma görüyor olmam değil ,
gördüklerimi göremiyor olmanız.
yani benim yalnızlığım sizLersiniz.
sizleri düşünmeden daha mutlu olabileceksem ,
mutluluk için ölmek pekte saçma olmayacaktır.
neye inandığım bana kalsın.
asfalt karası saçLarıyla gelecektir ölüm.
bende muhtemelen onu kucaklayacağım.
beni ararsanız ,
bir diğer istasyonda inmiş olacağım.
kimsenin olmadığı yerde,
belkide gerçek evimde.
Bugün gidiyorum
Posted by admin | Filed under Uncategorized
Birkaç günlüğünede olsa bu akıcı hayattan boktan bir mevzu yüzünden gidiyorum yada kaçıyorum. Birşeyleri çözmeye gider gibi. Ama çabuk döneceğim(inşallah)… Saat 20:05 Ankara Gar… Varış Şefaatli…
26 Ocak 2010 16:51
Durdurun beynimi, inecek var
Posted by admin | Filed under Uncategorized
Uçuşa geçiyoruz, emniyet kemerlerinizi bağlayın ama bana tutunmayın çünkü benim ne yapacağım belli değil.
Acaba tutunma işi böyle etken, aktif birşey olmamalı mı. İnsan tutunma için uğraşmalı mı uğraşmamalı mı bilemedim. Aslında kök salmak, ayakta durmak, kendi ağırlığı olması falan gibi. İnsanın elleri ile toprağa tutunduğunu düşünsenize. Ellerini kuma soktuğunu. Abuk bir pozisyon. Sanki tam kafanı kuma gömecekmişsin gibi. Hatta insanın kıçı açıkta kalıyor gibi görünüyor bu pozisyonda. Çınar olabilir. Söğüt de güzel isim. Ama ben bunların hiçbirini tanıyamıyorum. Kavak değil ama.
İnsan tutunacak birşeyler aramalı mı aramamalı mı, temel sıkıntı buydu başlarken.
Gün içinde gördüklerimizden anlamlar çıkarıyoruz. Yaşanan herhangi küçük bir şeyden insan anlam çıkarıyor. Genelde yaptığımız bu bizim. Radyoda yine I wanna be your woman çaldı. Ona baktık, onu dinledik.
Kıymık diyoruz falan. Görüp farkedip aktif bir şekilde tutunacak şeyler arıyoruz. Bilmiyorum, yanlış gibi gelmeye başladı. Oluvermeli, olduğu gibi olmalı, uğraşmamalıyız.
Tam olarak böyle. Etrafta birşeyler araştırmak, anlam aramak.. Hep kullandığımız deyim var ya, kafası koparılmış tavuk örneği tam burada anlam buluyor.
Bazı erkek hurdalıktan hiç işine yaramayacak birşey aldığı zaman kendi kendine çocukça mutlu olur. Küçük mutluluklar.
Sabah uyanıp da cep telefonunun şarjının hala bitmemiş olduğuna sevinivermek mesela. Bu iyi mi, kötü mü.
Gelmemiş mesajlara, alınmamış çağrılara üzülmek mi, şarja sevinmek mi.
Uçuş burada bitti şimdilik.
*
Nevizadedeki değil, Asmalı mescitteki boncuk lokantası.
*
Çenemi kaşıyorum çenem kan
Gözlüğümü düzeltiyorum sapları kan
Bakıyorum, gözlerim kan
Gözümü kan bürümüş
Ekrana bakıyorum görüntü kan
Sayfalara bakıyorum kağıtlar kan
Kalemi tutuyorum kan, yazıyor kan
Ağzım kan dolmuş, dilimden kan akıyor
Ellerime bakıyorum en sonunda, kan
Kurcalıyorum karnını, kan
Paçalarıma kadar kan
Simsiyah üstüm kan, bembeyaz üstü kan
Yırtıyorum karnını, arıyorum. Bulamıyorum
Kara katil, beyaz kan.
Onur Kurulu Başkanı
Posted by admin | Filed under Uncategorized
Bugün Sincan Lisesi onur kurulu üyeliğinden, Onur Kurulu Başkanlığına terfi ettim. Bana oy veren arkadaşlara burdan teşekkür ediyorum
NAİDE ISRA ÇETİN hocam sizede minnettarım yani, gerçekten beni anlayan tek insan
Masal-1
Posted by admin | Filed under Uncategorized
koştum. hemde deliler gibi koştum. o sokağa vardığımda nedense durma ihtiyacı hissettim. hava kararalı en fazla bir saat olmuştu. sokak lambaları henüz kendi sıcaklıklarına yeni ulaşmıştı. kimsecikler yoktu etrafta. sokağa doğru ilerledim. ilerlemesine ilerledim , fakat bir yandan duyduğum kibrit kutusunu doldurmaz korku , ben ilerledikçe git gide büyümeye başladı.
binaların arasında kalmış , dar , karanlık bir sokak burası. binaların duvarlarından başka bir şey yok görünürde. caddedeki sokak ışıkları artık geldiğim yere kadar sızamıyorlar. oldukça karanlık olmaya başladı. gözüm alışıyor bi yandan. sessizliği daima bozan , karanlık odaların daimi sesleri. çıtırtılar. kimi zaman çıtırdılar geliyor kulağıma. gözlerim biraz daha alışmaya başladı. görebiliyorum duvarları. binaların arasından gökyüzüne doğru bakınca yıldızlar görünüyor. hava açmış. koşmaya başladığımda oldukça bulutluydu. ilerliyorum. avuçlarım terliyor biraz. biraz gerilmeye başladım galiba. ama devam etmek zorunda hissediyorum kendimi. ediyorumda. öyle garipki , sokak sanki sonsuza doğru ilerliyor.
ilerde bi ışık belirdi. el feneri gibi. hareketli ve bana doğru ilerliyor. geriye dönemem. dönmemeliyim. sırtımı hemen sağımdaki duvara yasladım. çömeldim yere doğru. ışık bana doğru gelmeye devam ediyor. avuçlarımdan resmen sular boşalıyor. korkuyorum. korkuyorum ama bekliyorumda. ayak sesleri duyulmaya başladı. biri bana doğru geliyor. bu açık. peki kim bu. neden koşuyor bana doğru. geldiğim yöne doğru kafamı çeviriyorum. aklıma bambaşka şeyler getirmeye çalışıyorum. hani odanı boyadığımız gün. evet onu düşünüyorum. yakın zamanda mutlu geçirdiğim bir an. kamerada hala görüntülerimiz var. kendimden bile gizlermişcesine izliyorum arada. ne güzeldin sen.
ışık gözümü aldı bir an. bir el omzuma doğru dokundu. kafamlı kaldırıp baktım , fakat yüzüme doğru tutulan fener yüzünden hiçbirşey göremiyorum. benimle gel dedi kalınca bir ses. yaşıda vardı sanki oldukça. erkekti. siz kimsiniz dedim. benimle gelmelisin dedi. ben önden o arkadan yürümeye başladık. kimsiniz diye sordum bir kez daha. arkama dönüp bakıyordum fakat lanet olası ışık yüzünden hiçbirşey göremiyordum. soru sorma dedi , yürümeye devam et. bu bi dağ yolunda yürümek gibi değil. öyLeki , sonsuza kadar uzanan ki binanın arasında sonsuza kadar süren bi sokak gibi. iki yanımdada duvarlar. korkuyorum. biraz olsun hayatta olduğumu hissetmek için gökyüzüne baktım. fakat lanet olası yıldızlarda artık görünmüyordu. gökyüzü görünmüyordu.
bir süre yürüdükten sonra, içten içe sanki sokağın bitmekte olduğunu hissettim. az kaldı dedi arkamdaki ses. neye az kaldı dedim. cevaplamadı. birden sokak son buldu. karşımda yine yukarı doğru uzanan bir duvar. ve bir kapı. arkamdan kapıya doğru bi el uzandı. kapıya dokundu. kapı aralanırken , gözLerimi kesermişcesine bir ışık hüzmesi gördüm. kapadım gözlerimi. ilerle dedi arkamdaki ses. gözlerimi açtım. kapı sonuna kadar açılmıştı. küçük , oda gibi biryer. duvarlarda meşlaleler. ve eski tahta merdivenler yukarıya doğru , döne döne uzanan. nerdeym ben dedim. çok yaklaştık bir kaç dakika daha yolumuz kaldı dedi. merdivenlerden çıkmaya başladık.
merdivenlerden çıkabildiğimiz kadar yukarı çıktık. sonunda bir kapı daha. biz kapıya yaklaşır yaklaşmaz kapı açıldı. büyük sayılabilecek bir oda. tuhaf olan , boşluk olmaksızın kapılarla sarmalanmış bir oda olması. yani duvarlar gözükmüyor. art arda sıralanmış kapılar. ortada iki eski koltuk. içeriye doğru adım attım. tavandan sarkan kocaman , eski bir aviza. belki yüzlerce mum yanıyor üstünde. otur dedi ses. ona doğru döndüm. korktum. korktum çünkü onu görebilecek kadar ışık mevcuttu odada. fakat ben yüzünü hala göremiyordum. sanki karanlık bir bulut kümesi yerleşmiş gibiydi yüzüne. arada gözleri beliriyor , tekrar kayboluyor.
kimsin sen dedim. güldü. otur dedi. neden burdayım, kimsin sen diye bağırdım. otur dedi sadece. koltuğa oturdum. oda karşıma oturdu. yüzüne bakamıyordum , yeterince ürkütüyordu beni. hatırlamıyorsun dedi. düşündüm. neyi hatırlamam gerektiğini zaten bilmiyordum. hatırladığım tek şeyde sokağa girmeden önce deliler gibi koşmuştum. hatta uzunca bir süre koşmuştum galiba.
evet dedi , sanki düşüncelerimi okur gibi. oldukça uzun bir süre koştun. fakat hatırlıyormusun neden koştuğunu ? ellerim üşüdü. duraksadım. korktum birden. çünkü neden koştuğumu hatırlayamıyordum. hani korktuğunuzda , o ilk saniyede buz keserya bedeniniz. düşünceleriniz donarya. kalbiniz hızlanır , içiniz sızlarya. aynen öyle oldu.
benim görevim , ruhları toplamaktır dedi adam. insanlar ölürler ve öldüklerinde bedenden çıkan ruh , durumun bilincinde olmadığı için , bilinçsiz bir şekilde kaçmaya başlar bulunduğu yerden. benim görevim , bu ruhları bulup , onlara olan biteni anlatmaktır.
konuşamadım. daha doğrusu sanırım konuşmayı unuttum. aklımdan milyonlarca şey geçiyordu. fakat sanki dilim yoktu , bağıramıyordum bile. şimdi sırası değil dedi adam. konuşman gerekmiyor zaten. sadece dinle. öldün benim küçük dostum. hatırlıyormusun düşündüklerini , ben elimde fener sana doğru koşarken. o kızı hatırlıyorsun değilmi. öyLesine güzel bir aşk besliyordunki ona , samimiyetinizi lekelemekek için , doğrusu onun bu saflığına kıyamadığın için , sabah o uyurken ayrıldın evden. sonrasını hatırlıyormusun ?
konuşamıyordum hala. gözLerimden yaşlar sızıyordu. bakamıyordum hiçbiryere. ölmüş olamazdım. ölmüş olmam mümkün değildi sanki. ölmüş bile olsam , içinde bulunduğum durum , hiçte önceden düşündüğüm gibi değildi. zihnimi zorluyordum fakat çıkamıyordum işin içinden. ne olmuştu ben evden ayrılınca ?
imkansız olduğunu biliyordun dedi adam. beraber olamayacaktınız. bir sürü sebebiniz vardı. seviyordunuz birbirinizi. gülümsedi. sen bilmiyordun belki ama ben biliyorum. oda seviyordu seni. söyLememezdi sadece. çünkü oda farkındaydı durumun. senin durumunun. kapalıydı gözlerin. seni düşündü ve söyLemedi. hatırlamaman normal , buraya gelenler genellikle hatırlamazlar bazı şeyleri. umutsuzdun küçük dostum. kırgınlığın sevginden öteye taşmıştı o an. sen sadece , evden çıktın ve yürüdün. ve o kaza gerçekleşti.
ilginç bir şekilde bir an kabul ettim olanları. merakım , korkum son buldu. peki dedim. evet diyebildim. konuşabildim. burdan sonra beni nereye götüreceğin hiç önemli değil dedim. sadece bilmek istiyorum. neyi dedi adam. kaza dedim , kazadan sonra , muhtemelen uyanmıştır o an. ne hissetti ? sadece bunu bilmek istiyorum. gülümsedi adam. sen gerçekten sevdin evlat. ve öyle güzel sevdinki , o senden uzak durmak zorunda bile olsa , bu aşka dokunabildi bir an.
- oda birazdan burada olur. bence ne hissettiğini ona sorarsan , daha iyi olur.
Yeşil, hani sevdiğin.!.
Posted by admin | Filed under Uncategorized
Yeşil , hani sevdiğin.!.
sen şehir oldun ,
sana bakınca kalablık görüyorum artık.
sana bakınca sokaklarda kaybolacak gibi.
adresin var ,
yolum uzun.
gelemiyorum.
sen yalnızlık oldun benim için,
oysa ben çok kalabalıktım kendimle.
sen şehir oldun ,
ben tüm çıkmazlarına tanık oldum.
acıyor biraz.
sen göremiyorsun beni,
kalabalıklar var aramızda.
aramızda asfalt uzaklıklar.
sana yeşil renklerden sesleniyorum.
hani aslında görmek istediğin.
neresi önemli değil aslında ama ,
sana imkansızlığından sesleniyorum.
umulmadık bir durak olmayı kabul ederek.
şehirsiz bir coğrafyadan.
şimdi değil ama ,
bir gün dön…
Nasılmıyım ?
Posted by admin | Filed under Uncategorized

naber.. nasılsın.. nasıl gidiyo.. hayat nasıl.. ne var ne yok..
oldukça sıradan çıtır çerez sorular.. her gün karşılaştığım kişi adedince sorulur bana bunlardan.. ne sıradan.. ne kadar kolay bi soru.. ama benim için hiç öyle değil.. bu sorulardan biriyle karşılaştığımda kitlenip kalıyorum.. nasıl olduğuma dair durup düşünmem gerekiyor.. tuhaf olanı çoğunlukla bir yanıtımın olmaması.. iyi değilim.. kötü de değilim.. yuvarlanıp gitmek suretiyle idare ettiğim bişey de yok.. şükür ya da şikayet etmemi gerektiren belirgin bir sebep de yok.. mutluluktan uçmuyorum.. dünyam başıma yıkılmadı.. kendime yakıştırabildiğim bir niteleme sıfatı bulamıyorum.. evet budur..
nasıl mıyım..
sıfatsızım.. nötrüm.. difoltum..
yeter bilader.. sormayın artık.. durduk yerde hayatı sorgulatmayın.. zaten meyyalim var.. bi de tuz biber ekmeyin nolur.. ya da siz nasılsanız bana da aynısından olsun..
nasıl mıyım..
bu soruda pas hakkımı kullanmak istiyorum.. hangi cevabı versem yannış oluyo sonra.. daha ilk sorudan çuvallıyorum.. evet nedir ikinci soru.. bari o çalıştığım yerden gelsin..
nasıl mıyım..
iyi değilim.. bakın.. beğendiniz mi yaptığınızı.. o kadar kafa yorunca kötü oldum.. dur bi dakka.. demek ki sen sormadan önce iyiydim.. ve farkında değildim.. bu kadar da mal olunmaz ki.. yok canım.. iyi olsam bilirdim heralde.. yani geçmişte iyi olduğum günler olmuştu.. olmuş muydu.. sahi en son ne zaman inanarak ve hissederek iyi olduğumu söyledim..
nasıl mıyım..
küfür mü ediyosun bilader.. dur ama.. ben sana yapacağımı biliyorum.. asıl sen nasılsın..
Ben kendime Kızdım
Posted by admin | Filed under Uncategorized
Baya bi olmuştu görmeyeli. Temmuz başı desen nerdeyse bir buçuk yıl olmuş. Birlikteyken insan günleri bile sayıyor da görmeyince unutup gidiyor demek ki, nasıl bir gömmüşsem artık meseleyi içime. Bir gün karşılaşabileceğimiz de aklıma gelmedi hiç. Özlediğimi bile o gün fark ettim. ilginç.
Hiçbir şey olmamış gibi de davranabilirdim aslında. 3-5 laf eder “görüşürüz o zaman” der ayrılırdık sanırım. İçime sinmezdi ama; bu kadar da düşünmezdim üstüne. Başta niyetim de buydu zaten. bir şeyden çok utanır; düşünmek, konuşmak istemez hiç olmamış gibi davranırsın ya, kaybedeceklerin önemsiz gelir o an, öyleydi. Dayanamadım ama tabi öyle görünce ikimizi yabancı gibi. Çok kızdın mı bana diye sordum zar zor, kızdın mı değil bak. Çoktan boşaltmışım o kaleyi ben. Umdum ki bi kaç nasihat versin her zamankilerden. Olmadı patlatsın iki tane daha eskisi gibi, yapma bak bi daha öyle desin. Yoo dedi sadece yüzüme şöyle bi bakıp. Ben kendime kızdım. Fazla değer vermemek gerekirmiş bazen. ve daha bir sürü şey.
Kendine kızmış. Bana kızması beni yeterince küçük düşüremezdi ya o yüzden. Yeterince kötü hissedemezdim o zaman. Boğazım böyle böyle düğümlenmezdi ve bu kadar acı çekemezdim. Beni ya da olayı düşünmediğini biliyordum artık, umrunda bile değildik. Garip bir sahnedeydik ve figüranlığın hakkını çok iyi verdim ben, söyleyecek bir şeyim yoktu çünkü. Üzgünüm dedim ayağa kalkıp. Üzgündüm de. Böyle davrandığı için daha çok ama, yaptıklarım için değil.
Bir gün birbirimize artık katlanamayacağımızı biliyordum. O günü tam kestirememişim bir tek. Erken gibiydi sadece biraz. İyiydik lan.
Alışveriş
Posted by admin | Filed under Uncategorized

Hayat bir alışverişmiş meğer.. En basitinden nefes alıp vermekle başlıyoruz yaşamaya.. Öyle de devam ediyor.. İlgi alıp veriyoruz.. Çocukken bize gösterilen ilgiyi yaşlandıklarında ebeveynlerimize geri veriyoruz.. geleceğimizi alabilmek için bugünümüzü vermemiz gerektiğini de onlardan öğreniyoruz.. bitmiyor.. karşılık alamadığımız bir aşkı sonsuza dek sürdüremiyoruz.. açtığımız kredi bitince hop vazgeçiyoruz aşkımızdan.. ya da tersi olsun.. başlangıçta hiç bi şey hissetmesek bile bizi seven birini sevmeye başlıyoruz.. aldığımız sevgiyi geri veriyoruz.. ayın karanlık yüzüne geçelim.. yapılan bi kötülüğü cezalandırmak için sabırsızlanıyoruz.. bu kez alışverişin adı intikam oluyor.. göze göz.. dişe diş.. kibarcası adalet.. özü yine alışveriş..
aldım verdim.. ben seni yendim.. zamanla ustalaşıyoruz alışverişte.. çok alıp az vermeye çabalamak işimize geliyor.. beş alıp üç verdik mi karda oluyoruz mikro ekonominizce.. hak etmeyene verebileceğimiz bir artık değer birikiyor çıkınımızda.. ver kurtul politikası yetişiyor imdadımıza.. yüklerimizden kurtarıyor.. artık değerimizi alıp yerine karşılıksız umut çekleri veriyor.. baktıkça beni hatırla kabilinden..
al ver.. ver al.. dostlar alış verişte görüyor görmesine de.. nihayetinde el boş.. avuç tam yalanmaklık..
yani ben.. elde var bir.. o da komşunun hakkı.. ya da külün karşılığı.. ne sandın.. karşılıksız mı olacaktı bi avuç kül.. bir nefes duman bile değilken hem de.. biraz kül.. biraz duman.. o benim işte..
sona gelince.. hani gitme vakti.. mutlu ettiklerimizi üzerek ve üzdüklerimizi sevindirerek ayrılıyoruz.. topraktan aldığımızı toprağa.. atmosferden aldığımızı atmosfere.. insandan olanı insana.. aldığımız kadarını veriyoruz.. ne bir eksik ne bir fazla.. boşlukta kapladığımız hacmi sonradan yok olmak üzre bırakıp borçsuz alacaksız ayrılıyoruz.. sonsuz dinginlikte minicik bi çırpınışmış hayat.. suya yazılan destan.. al ve ver arasında sıkışıp kalan bir eşittir işareti.. ilk nefeste ciğerlerimize dolan hava son nefesimizle çıktığında anlıyoruz ki hayat bir alışverişmiş meğer.. aldığımız kadarını vermek şartıyla yaşamışız.. emaneten..
geride bir iz bırakmak için tek şansımız bir insan üretmek.. varis sahibi olmak yani.. genlerimizi birikimimizi dünya görüşümüzü dilimizi hayallerimizi öfkelerimizi nefretlerimizi mücadelemizi bize dair ne varsa hepsini yaşatacak bir insana muhtacız.. çünkü her ne kadar itiraf etmekte zorlansa da bu deli divane gönül sonsuzluğa müştak.. komik oldu bak şimdi bu.. yokluktan bilinmezlikten kaçtıkça yine aynı çukurda buluyoruz kendimizi.. saçma bi bayrak yarışı.. kendimizi içinde bulduğumuz bu bayrak yarışında koşmuyorum ulan demek gerek belki.. hayırsız evlat olmak gerek.. bana verdiğiniz emaneti vermek için çocuk yapmıyorum diyebilmek.. alışverişi tümden bozmanın başka yolu var mı..
Ben Deliyim İYİMİ?
Posted by admin | Filed under Uncategorized

Ben deliyim…
Yorgun ve yalnızım. Kaldırımlara misafirim…
Gecenin gözleri üzerimde.
Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem…
Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim.
Ey! Sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene.
Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana…
Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde.
Ben deliyim…
Yağmurun yağması benim için romantik değildir,
ben kurşun yağmurlarını bilirim.
Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ayım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım doğudan eser…
Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
Mezem ise bir dilim umut.
Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı.
Ben deliyim.
Ben buralara ait değilim.
Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, surlarla çevrili bir şehrim.
12 den sonra volta attığım caddelerim, kızıl sakallı bir dayım bir de kara gözlü yarim var benim.
Ben Deliyim.
Söyleyemediğim düşüncelerim var.
Her akşam ayrı bir meydanda, Atatürk heykelinin karşısında, olmayan aklımı dar ağacına asar, ipini çekerim.
Ölüm, ölüm kurşun olup yağar üzerime.
Binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.
Ben sıratın canbazı, doğal bir felaket, sosyal bir belayım.
Ben deliyim…
Benim mevsimim değişmez, sadece bahardır.
kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
İnsanlardan yalnız çocukları severim, onları da büyüyünceye kadar.
Ben deliyim…
Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.
Ben deliyim…
Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim.
Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım.
Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım.
Sonra, sonra hayallerimle beraber suya düşerim.
Ben deliyim…
Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım.
Dumanı iner efkarımın şehrin üstüne.
Parayı sevmem ama para için çalışırım.
Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde…
Ben deliyim…
Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım.
Ben kendime bile yabancıyım…
Duygularım hep sansüre uğramış, bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım…
Ufacık bir bakış boğazımı düğümler.
Kimi özlediğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım.
Ah! İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım.
Gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşıyor, insanlarınki kankırmızılaşır.
Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim… Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi…
Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu…
Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim…
Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim.
Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım.
Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasında,
Kimisi tükürür, kimisi öper.
Tükürene mezar, öpene lalezar olurum.
Ben deliyim…
Zülfün hergece ihanetler rıhtımında.
Ciğerimin üstünde sevdasını kurşuna dizer.
Ve ufacık bir bakış boğazımı düğümler.
Ben deliyim…
Bulmacaya benzerim. Kimi zaman soldan sağa bir nota.
Kimi zaman yukarıdan aşağıya Eski Mısır’da bir Tanrıyım.
Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım…
Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim.
Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım.
Bir uçtan bir uca kurumuşum.
Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim…
Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum.
Ben deliyim…
Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim.
İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam.
Anlamayana az gelirim, anlayana çok…
Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan…
Ben deliyim…
Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim…
